ENERJİ PAZARI VE POLİTİKA DEĞERLENDİRMESİ

 

Coğrafya ve nüfus:

Nüfus 1995’te 62.2 milyon, 1973-95 arasında %2.2, 1990-95 arası %1.6 artmış. Kentlere ve daha ziyade Batı’ya göç olmakla beraber, taşra nüfusunun artmaya devam edip 2010’da 25 milyona ulaşması, öte yandan İstanbul (13m), Ankara (3.2m), İzmir (2.7m) gibi kentlerin nüfusunun da artmaya devam etmesi bekleniyor.

 

Ekonomik durum, enerji arz ve talebi:

1995 yılında GSMH 165b$, kişi başına 2800$, PPP’ye göre 6300$.  1973-95 arasında reel GSMH yılda %4.2 büyümüş, (IEA ülkelerinde %2.5).  Bu arada ekonomik yapı önemli oranda değişmiş; tarımın payı azalırken servis sektörününki artmış.  1995 yılında tarım, balıkçılık ve ormancılık GSMH’nın %15’ini, sanayi ve inşaat %32.6’sını, hizmet sektörü ise %52.4’ünü oluşturmuş.  Başta AB’den ithalat olmak üzere dış ticaret gelişmiş. 1990’da ithalat ve ihracatın %44 ve 55’i AB ile iken bu oranlar 1995’de %71 ve 51.4’e ulaşmış, 1995’de gümrük birliğine girilmiş.

 

GSMH artışıyla beraber toplam birincil enerji arzı (TBEA) artmış, 1973-95 arasında yılda %4.4 artarak (IEA Avrupa ortalaması %0.8) TBEA’nın 2000’de 90 ‘milyon ton petrol eşdeğeri’ne (mtpe), 2010’da ise 155 mtpe’ye ulaşması bekleniyor.  !995’teki talebin en büyük kısmını (%47.6) petrol oluşturmuş, 1970’e kadar var olmayan doğal gaz ise 1995’te 5.8 mtpe’ye ulaşmış.

 

Enerji üretimi 1994’e göre az bir artışla 1995’te 26.1 mtpe’ye ulaşmış.  Petrol ve doğal gaz üretimi nisbeten az olup esas yerli enerji kaynağını, çoğu linyit olmak üzere kömür oluşturmaktadır ve 1995 üretimi 10.7 mtpe’dir.  Linyit üretimi 1980’lerin başlarında artmış, fakat artık bir dengeye varmıştır.  Mevcut öngörüler linyit üretiminin hızla artarak 2000’de 24.4, 2010’da da 35.2 mtpe’ye ulaşacağı yönündedir.

 

1995’te, hidroelektrik hariç yenilenebilir enerji kaynakları 7.2 mtpe’yi bulmuş, bunun esas kısmı olan 7 mtpe’yi odun, hayvan ve bitki artıkları, 0.14 mtpe’yi jeotermal, kalanını da güneş enerjisi oluşturmuştur.  Hidroelektrik üretimi son yirmi yılda anlamlı artışlar göstermiş ve 1995’te 3.1 mtpe’ye ulaşmıştır.  Hidroelektriğin 2000’de 3.6 ve 2010’da 6.7 mtpe’ye ulaşması beklenmekte, jeotermal enerji için 2010’da 5.7 mtpe hedeflenmektedir.

 

Ekonomi hızla büyürken enerji üretiminin dengeye varması enerji ithalatının hızla artmasına yol açmıştır.  1973-95 arasında net enerji ithalatı yılda yaklaşık %7 artarak 1995’te 37.2 mtpe’ye, 1973’te TBEA’nın %36’sını oluştururken 1995’te %60’ına ulaşmıştır.  Mevcut öngörüler linyit üretimini arttırmak suretiyle bu oranı koruyabilmek yönünde iken, bu üretim geçen on yılda stabilize olmuştur ve ileriye yönelik üretim tahminleri geri çekilmektedir.  Petrol ithalatının 1995’te 27.2 mtpe’den 2000 yılında 29.8 mtpe’ye, doğal gaz ithalatının ise aynı dönemde 5.7 mtpe’den 18 mtpe’ye ulaşması beklenmektedir.

 

Son yıllarda elektrik temin kapasitesi talepteki büyümeye ayak uyduramamış ve bazı bölgelerde sıkıntılar yaşanmaya, sonuç olarak da hükümetler elektrik üretimi için özel sermaye aramaya başlamıştır.

 

Enerji politikasi hedefleri:

Enerji politikasının beş yıllık kalkınma planlarındaki değişmez hedefleri:

1.    Ekonomik ve sosyal gelişmeyi desteklemek amacıyla yeterli, güvenilir ve ekonomik enerji teminini garantilemek,

2.    Enerji temininde güvenliği sürdürmek,

3.    Artan enerji talebini karşılayabilmek üzere yeterli yatırımları teşvik etmek şeklinde belirlenmiştir.

 

Ayrıca, ekonomik gelişmeyi tehlikeye sokmayacak çevresel iyileştirmeler son yıllarda artan ilgi görmektedir.

 

Enerji Yönetimi Organizasyonu ve Sanayi:

Enerji konuları Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın (ETKB) sorumluluğu altındadır.  Çevre Bakanlığı çevre alanındaki esas koordinasyon kurumudur.  Doğrudan başbakanlığa bağlı olan Devlet Planlama Teşkilatı (DPT), ilgili KİT’lere danışmak suretiyle, üretim ve ithalat dahil olmak üzere enerji ihtiyaçlarını değerlendirir,  yıllık yatırım kararlarını alır.  Keza doğrudan Başbakan’a bağlı olan Özelleştirme İdaresi satışa çıkarılacak olan teşekküllerden sorumludur ve bunları özelleştirme için hazırlar.

 

Türkiye’de enerji sektörü esas olarak, KİT’ler aracılığıyla devletin mülkiyeti altındadır. Elektrik alanında TEAŞ üretim ve iletimden, TEDAŞ dağıtımdan sorumludurlar.  Petrol alanında TPAO rafineri öncesi üretim ve teminden, TÜPRAŞ rafineri işlemlerinden, Petrol Ofisi de ürün dağıtımından sorumludur.  Kömür alanında TKİ linyit, TTK taşkömürü üretiminden, BOTAŞ ise petrol ve doğal gaz naklinden sorumludurlar.  Bu kuruluşlar, BOTAŞ hariç, yasal olarak tekel olmamakla beraber çok büyük pazar paylarına sahiptirler.

 

KİT’lerin çoğu Hazine’nin sermaye yardımlarına ve devletin yatırım garantilerine bağımlıdırlar.  Baraj inşaatlarında finansmanı devlet kendisi sağlamakta, TTK’nın zararlarını hazine kapatmaktadır.

 

Özelleştirme programı:

Yüksek enflasyon düzeyi ve kamu borçlarındaki artış Türk hükümetinin karşısındaki iki ana ekonomik sorunu oluşturmaktadır.  Tüketici fiyat endeksindeki artış yakın zamanlarda %60'ın üzerinde seyretmiş olup 1995'te %96.4 ve 1996'da %78 olarak gerçekleşmiştir.  Kamu Borçlanma İhtiyacı (PSBR) 1995 yılında GSMH'nın %7'sine ulaşmış olup büyüyen bütçe açıkları Türkiye'nin enflasyon sorununu arttırmıştır.

 

Büyük bütçe açıklarının nedenlerinden birisi KİT'lerin kayıplarıdır.  Tümüyle kamu mülkiyetinde olan ve doğrudan hükümete bağlı bulunan 35 tane KİT vardır.  1993 yılında KİT'lerin yarattığı katma değer GSMH'nın %6.8'i, aynı kitlerin toplam sabit yatırımlar içindeki payı %8'dir.  KİT'lerden bazıları büyük zararlar etmiş ve açıklarını Hazine fonlarıyla kapatmışlardır.  TMO, ŞEKER, TEKEL, TCDD, TEAŞ, TEDAŞ, TDÇİ ve TTK'dan oluşan 8 KİT kamu zararlarının büyük kısmını oluşturmuşlardır.  1990'ların ortalarından itibaren KİT kayıplarının azaltılması Hükümet'in stabilizasyon ve yapısal reform planlarının önemli bir parçasını oluşturmaktadır.  Özelleştirme, İşletme Haklarının Transferi (Transfer Of Operating Rights-TOOR), Yap-İşlet-Devret (Build Operate Transfer-BOT), Yap-Sahiplen-İşlet (Build Own Operate-BOO) gibi modeller araç olarak tasarlanmaktadır.

 

Hükümet enerji sektöründe özelleştirme üzerinde şu amaçlarla çalışmaktadır:

1.) Bütçe gelirlerini arttırmak,

2.) Talep tahminlerini karşılayabilmek için gerekli yatırımlara özel sermayenin katılımını arttırmak ve bu sayede kamu yatırımlarına ilaveler sağlamak,

3.) Yönetimi iyileştirmek ve enerji temin maliyetlerini azaltmak.

 

Özelleştirme programı kapsam, zamanlama ve organizasyon açısından çeşitli kereler değiştirilmiş olup, 1997 başlarında enerji alanında şu eylemleri kapsamaktadır:

1.) Elektrik sektöründe özel yatırımcıların yeni üretim santralları kurup 20-30 yıl sürelerle işletebilmeleri için YİD/YSİ (BOT/BOO) programları oluşturulmuştur.  TEAŞ'ın bazı üretim santrallarının işletme hakları halen özel sektöre devredilmektedir.  TEDAŞ 29 bölgesel sisteme ayrılmış olup her sistemin işletim hakları özel sektöre devredilmektedir,

2.) Petrol alanında Tüpraş ve Petrol Ofisi'nin özelleştirilmeleri planları vardır,

3.) Doğal gaz alanında BOTAŞ bir KİT olarak kalacaktır, fakat hükümet doğal gaz ithalat ve dağıtımı konusundaki yasal tekeli kaldırmayı, sonuç olarak bağımsız bir denetimci kurmayı tasarlamaktadır,

4.) Kömür alanında linyit madenlerinden ikisi kömür sağladıkları elektrik santrallarına devredilmişlerdir.  Hükümet linyit madenlerinin işletme haklarını özel sektöre devretmeyi planlamaktadır.

 

Enerji fiyatlandırması:

Enerji fiyatları ilke olarak KİT’ler tarafından belirlenmekte, fakat fiyatlarla ilgili kararlar hükümetin onayını gerektirmektedir.  KİT’ler büyük pazar paylarına sahip olduklarından, rakipleri de çoğu zaman KİT’lerinkiler düzeyinde fiyat belirlemektedirler.

 

Hükümet enerji fiyatlarını sosyal hedeflere yönelik olarak kullanmaktadır.  Örneğin konutlar için elektrik fiyatları, artmış olmakla beraber, halen sanayi ile yaklaşık aynı düzeydedir.  1994 yılında “Öncelikli Gelişme Alanları”ndaki elektrik fiyatları ülke genelinin %14 altında belirlenmiştir.  Fiyatlar genelde, elektrik firmalarının gerekli karları yapabilmeleri açısından çok düşüktür.

 

Taşkömürü alanında enerji fiyatları temin maliyetlerini karşılamamaktadır.  TKİ yıllar süren işletme zararlarının ardından 1995 yılında, fiyat artışları ve maliyet indirimleri sayesinde kar edebilmiştir.  Petrol alanında hükümet, rafineri öncesi fiyatları belirlemekte ve ürün fiyatlarını, Türk lirasının devalüasyonu veya uluslararası petrol fiyatlarındaki bir artışın ardından sistematik olarak arttırmamaktadır.  Sonuç olarak Tüpraş geçici zararlara uğramaktadır.   Doğal gaz alanında sanayi ile konut sektörü arasında, bu ikincisinin lehine çapraz sübvansiyon vardır.

 

Süregiden reform süreci bu fiyatlandırma sisteminin şu şekilde rasyonelleştirilmesine yol açabilir:

1.) Elektrik sektöründe Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı tarafından, özel üreticilerin tüketiciye, pazarlığa tabi fiyatlarla satış yapmasına izin verilebilir.

2.) Gaz alanında yeni tartışılmakta olan düzenlemeler sayesinde, büyük tüketicilere, BOTAŞ’ın altyapısını kullanmak suretiyle kendi temin edicilerini seçme imkanı verilecektir,

3.) Hükümet petrol alanında, yurtiçi petrol ürünü fiyatlarını uluslararası fiyatlara bağlayan bir fiyatlandırma mekanizması kurmayı planlamakta, ayrıca TÜPRAŞ rafinerilerini daha fazla rekabet yaratabilmek için satmayı tasarlamaktadır.

 

Enerji vergileri:

Hampetrol ithalatına vergi uygulanmamaktadır.  Ürün ithalatları; ithalat, rafineri öncesi ve tüketim aşamalarında vergilendirilmektedir. Tüketim (excise) vergisi ve Fiyat İstikrar Fonu kesintisi ithal ve rafineri sonrası ürün fiyatlarına uygulanmaktadır.  Ocak 1996’da AB’den ithal edilen ürünlere uygulanan gümrük vergileri kaldırılmıştır.  Petrol ürünleri dahil olmak üzere yakıt tüketimine uygulanan KDV, ticari alanda iadeye tabi değildir.  Dizele ve kurşunsuz benzine, kurşunlu benzine uygulanandan daha az vergi uygulanmaktadır.  LPG’ye uygulanan vergi diğer petrol ürünlerine oranla düşüktür.

 

Hükümet petrol ürünlerinin vergilendirme sistemini değiştirmeyi düşünmektedir.  KDV hariç vergiler sabitlenecek ve tüketim vergisi ile Fiyat İstikrar Fonu kesintileri birleştirilecektir.

 

Diğer yakıtlar için gümrük vergisi veya Fiyat İstikrar Fonu kesintisi yoktur.  Kömür ve doğal gaz için tüketim vergisi yoktur, doğal gaz için KDV daha düşüktür.  Hükümet halen, maliyetleri içselleştirmek (‘internalize’) için bir CO2 vergisi uygulamayı düşünmemektedir.

 

Değerlendirme:

Türk enerji sektörünün işleyişi geleneksel olarak üç ana ilkeyi izlemiştir:

1.) Enerji sektörünün ana aktörleri KİT’ler olmuş ve kararlar, başta DPT olmak üzere merkezileşmiştir,

2.) Enerji fiyatları hükümet tarafından, genellikle sosyal hedeflere yönelik olarak, ya belirlenmiş veya etkilenmiştir,

3.) Enerji fiyatları ayrıca makroekonomik politikaları yürütmek için kullanılmış, örneğin petrol ürünlerinin fiyatları enflasyonu sınırlayabilmek amacıyla düşük tutulmuştur.

4.) Fiyatlandırma politikası Türk ekonomisi üzerinde olumsuz bir etki yaratmıştır. Enerjinin maliyet altında fiyatlandırılması suretiyle konutların satın alma gücünün arttırılmasını amaçlayan sosyal fiyatlandırma politikası, kamu harcamalarını arttırıp bütçe açıklarını büyütmüştür.  Bu durum enflasyon hızında artışlara ve sonuç olarak da hanelerin satın alma gücünün azalmasına yol açmıştır.  Bu politikanın sürdürülmesi imkansız hale gelmiş ve 1990’larda hükümet haklı olarak, KİT zararlarını azaltmak suretiyle bütçe açıklarını ve enflasyonu azaltmaya yönelmiştir.

 

Düşük enerji fiyatları enerji tüketiminde verimsizliklere ve enerji ithalatında artışlara yol açabilmektedir.  Düşük fiyatlar ayrıca belirsizlikleri arttırıp potansiyel yararları azalttığı için, enerji verimliliği konusundaki yatırımları ve enerji temininde özel yatırımları güçleştirmektedir.  Enerji fiyatlarındaki çarpıklıklar yakıtlararası rekabeti de çarpıtmakta ve kaynakların verimsiz dağılımına yol açarak, sonuç itibariyle ekonomiye zarar vermektedir.

 

Bu durumu düzeltmek için fiyatlandırma politikasının pazara yönelik olarak belirlenmesi lazımdır.  Öncelikle fiyatların Hükümet tarafından, arz yetersizliğine yol açacak düzeyde belirlenmemesi, çapraz sübvansiyonların ortadan kaldırılması gerekir.  Serbest bir pazar oluştuğu takdirde enerji fiyatları bu pazarda oluşmalı, kamu sübvansiyonları kaldırılmalıdır.  Sosyal refah, enerji fiyatlarını çarpıtarak iyileştirilemez.  Bunun yerine düşük gelirli ailelere doğrudan yardım gibi daha verimli politikalar kullanılabilir, ki bunlar enerji tasarrufuna da engel olmaz.

 

KİT’ler en azından özerkleştirilmeli, kamu mülkiyeti devam etse bile, yönetimleri siyasi müdahalelerden arındırılmalıdır.  Ayrıca özel sektörün enerji alanında teşvikiyle rekabetin arttırılmasına çalışılmalıdır.

 

Hükümet, başta doğal gaz olmak üzere kaynaklarını çeşitlendirmeye çalışmaktadır ve yerli kömür üretimini sübvanse etmek suretiyle bütçe açıklarını arttırıp, bazı alanlarda çevre tahribatına yol açmıştır.

 

Aşağıdaki önlemler hem daha maliyet etkin olup, hem de temin güvenliğini azaltmayacak, hatta arttıracak niteliktedir:

1.) Petrol ve doğal gaz üretiminin önemli oranda artacağı Hazer Havzası’na yakın olan Türkiye’nin bu kalemlerdeki ithalatını arttırıp kaynaklarını çeşitlendirmesi mümkündür. Petrol ve doğal gaz tüketiminin gelecekte hızla artması beklendiğinden, en önemli husus bu olsa gerektir.

2.) Türkiye geniş bir hidro ve jeotermal potansiyele sahip olup bunları geliştirmek niyetindedir.  Ülke ayrıca nükleer santrallar kurarak enerji çeşitliliği sağlamayı tasarlamaktadır.

3.) Enerji fiyatlarını pazar düzeylerine çıkarmak, enerji verimini arttırıp tüketim ve ithalatını azaltacaktır.  Güç üretiminde verim artışı birincil yakıtlara olan talebi de azaltacaktır.

4.) Kömür ithalatı bu kaynaktan elektrik üretiminin maliyetini düşürecektir.  Güvenilir temin ediciler çok sayıda olduğundan, artan kömür ithalatının temin güvenliğini azaltmaması gerekir.

 

Motorin vergisi kurşunsuz benzininkine oranla düşük olup, motorin kullanımının artışı kentlerde ciddi hava kirliliği sorunlarına yol açmıştır.  Kurşunsuz benzine uygulanan vergi kurşunluya uygulananın biraz altında olmakla beraber, aradaki fark önemsizdir.  Yüksek ve düşük kükürt düzeyli ağır fuel oil vergileri arasında fark yoktur.  Kömür, petrol ürünlerine oranla daha az vergilendirilmiştir.  Hükümet çevresel dış maliyetleri (externalities) düzeltmeye çalışmalıdır.

 

Genel Enerji Politikası Önerileri:

Hükümet:

1.) Enerji fiyatlarının maliyetleri yansıtmasını sağlayacak etkin önlemler almalı ve çapraz sübvansiyonları kademeli olarak kaldırmalıdır,

2.) KİT’leri özelleştirmeli, en azından özerkleştirmelidir,

3.) Enerji sektörünü liberalleştirmeye devam etmeli ve özelleştirme süreciyle düzenleyici reformları kolaylaştıracak bir yasal çerçeve oluşturmalıdır,

4.) Maliyet etkin yöntemler üzerinde odaklanarak enerji temin güvenliğini sağlamalıdır,

5.) Dış maliyetleri (externalities) kapsamak amacıyla enerji vergilerini kullanmaya yönelmelidir.


ENERJİ SON KULLANIMI VE VERİMLİLİK

 

Enerji Son Kullanımındaki Eğilimler

 

Enerji tüketimi eğilimleri:

1995 yılında toplam nihai tüketim (TNT), 1994’e göre %10.8 artarak 48.7 mtpe’ye yükselmiştir. Bu artış 1994 yılındaki, büyük oranda GSMH’deki %5.5 küçülmeden kaynaklanmış olan %6.8’lik düşüşten sonra gelmiştir.  1973-95 arasında TNT yılda ortalama olarak %4 artarak ikiye katlanırken, aynı dönemde GSMH da yılda ortalama olarak %4.2 oranında (IEA-Avrupa ortalaması %0.6) büyümüştür.

 

1995 yılında petrolün TNT içindeki payı %53 düzeyinde olup, 1973’teki %47.6 oranının hayli üzerinde ve IEA ile kıyaslanabilir düzeydedir.  Türkiye’nin yakıt tüketim yapısında bu yirmi yılda gerçekleşen en önemli değişiklik, elektrik ve doğal gaz tüketiminin artması olmuştur.  1995 yılında elektriğin payı %11.5, doğal gazınki %5.7’dir.

 

Enerji tüketiminin sektörel ayırımına bakıldığında, 1973-95 döneminde tüketimin en hızlı olarak sanayi sektöründe ve yılda ortalama %6 arttığı (IEA-Avrupa’da azaldı) görülmektedir.  1995 yılında sanayinin TNT’deki payı %35’e ulaşmış olup, bu durum sanayileşmenin ve ağır sanayide uzmanlaşmanın göstergesidir.  1995 yılında sanayi GSMH’nın %27’sini (1973’te %20’sini) oluşturmaktadır.  Oransal düşüşüne rağmen petrol bu sektördeki ana yakıttır, doğal gazın payı hızla artarak 1995’te %9.6’ya ulaşmıştır.

 

1973-95 döneminde ikinci en hızlı büyüyen sektör, %4.6’lık ortalama yıllık oranla ulaşım sektörü olmuştur.  (1960-95 arasında tüketim yedi kat artmış, IEA-Avrupa’da üç kat.) Karayolu taşımacılığının ulaşım sektöründeki enerji tüketim payı 1995 yılında %90’dır.  Otomobil sayısı son on yılda 3 kat, 1973’ten bu yana da 10 kat artmıştır.  Fakat 1995 yılında her 100 kişi başına araç sayısı, diğer OECD ülkelerinde 40-50 iken Türkiye’de hala 8’dir.

 

Yük taşımacılığının yaklaşık %75’i karayoluyla yapılmaktadır.  1985-95 arasında demiryolu taşımacılığı durağanlaşırken, kamyon sayısı %70 artmıştır.  Aynı dönemde minibüs ve otobüs sayısı önemli oranda artarken, trenle yapılan yolcu kilometresi hafif artmış, demiryolu uzunluğu ise aynı kalmıştır.

 

1995 yılında konut/ticaret sektöründe enerji tüketimi 19.4 mtpe olup, TNT’nin %40’ını oluşturmaktadır.  Yenilenebilir enerji kaynakları %35’le başta gelmekte ve bu kalemin; %34.6’sı biyokütle, hayvan ve bitki atıklarından, %0.3’ü jeotermalden, %0.1’i güneş enerjisinden oluşmaktadır.  Elektrik tüketimi 1960-95 arasında otuz kat (IEA-Avrupa’da beş kat) artmış, elektriğin payı 1973’te %3’ten 1995’te %13’e yükselmiştir.

 

Mevcut resmi tahminler nihai tüketimde, esas olarak endüstriyel tüketimde beklenen hızlı artış nedeniyle hızlı bir artışa işaret etmektedir.

 

GSYH’ya oranla enerji tüketimindeki eğilimler:

Enerji yoğunluğu 1990 kurlarıyla TBEA/GSYH (toplam birincil enerji arzı/GSYH) olarak hesaplandığında 1973 yılından beri aynı kalmış, TYT/GSYH (toplam yakıt tüketimi/GSYH) şeklinde hesaplandığında ise biraz azalmışıtır.  Enerji yoğunluğunun 2005 yılına kadar hızla artması ve bu tarihten sonra hafif azalması beklenmektedir.  Elektrik yoğunluğu hızla artmıştır ve beklentilere göre, artmaya devam edecektir.  Enerji yoğunluğu IEA-Avrupa’ya göre yüksek görünmekle beraber bu durumun, ekonomi kısmen kayıtsız olduğundan ve/veya TL kurunun düşük olması ihtimalinden dolayı GSMH’nin düşük görünmesinden kaynaklanıyor olması mümkündür.

 

GSMH’nın hesaplanmasında satın alma paritesi kullanıldığı takdirde enerji yoğunluğu, enerji fiyatlarının nominal olarak uluslararası fiyatlarla kıyaslanabilir ve hatta bunlardan düşük olmasına rağmen hane gelirine göre yüksek olması nedeniyle, IEA-Avrupa’dan düşük çıkmaktadır.  Fakat Türkiye’de enerji verimliliğini arttırmak için yapılacak çok şey vardır.  Ulaşım sektöründe, elektrik iletim ve dağıtımında, binalarda ciddi enerji kayıpları vardır.

 

Enerji Tasarrufu ve Verimlilik Politikası

Enerji verimliliği konusundaki ana hedefler Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı (ETKB) tarafından belirlenmekte, enerji verimliliğini geliştirme yönündeki hükümet etkinlikleri Enerji Tasarrufu Koordinasyon Kurulu (ETKK) tarafından koordine edilmektedir.  ETKB’na bağlı olan Elektrik İşleri Etüt İdaresi 1981 yılından beri yenilenebilir enerji verimliliği ve enerji kaynakları konularındaki çalışmalardan sorumlu olup, 1992 yılında bu birimin bünyesinde Ulusal Enerji Tasarrufu Merkezi (UETM) kurulmuştur.  DPT de keza, ulusal planları oluştururken enerji verimliliği politikalarını hesaba katmaktadır.

 

Nihai kullanım verimliliği ile ilgili kamu bütçesi, esas olarak UETM’nin; araştırma, enerji değerlendirmeleri, yayın ve profesyonel eğitim konularındaki harcamalarıyla ilgili küçük bir bütçedir. ETKK enerji tasarrufu konusundaki kamuya yönelik kampanyalardan sorumludur.

 

1995 yılında UETM, AB’nin de katılımıyla, sanayi, konut ve ulaşım sektörlerindeki tüketimin daha iyi tahmin edilebilmesi için bir modelleme sistemi geliştirmiştir.  İlk sonuçlara göre Türkiye’de yılda 13.2 mtpe tasarruf imkanı vardır.  Bu çalışmaya paralel olarak UETM ve DİE, ayrıntılı enerji tüketim veri tabanını geliştirmek üzere işbirliği başlatmışlardır.  Özellikle DİE, bu veri tabanını 1997 sonunda tamamlayabilmek amacıyla, yılda 500 tpe’den fazla enerji tüketen 1300 imalatçı firmaya anketler göndermiştir.

 

Sanayi ve DSM

UETK büyük endüstriyel kuruluşlarda yöneticilerin isteğine bağlı olarak enerji değerlendirmeleri yapmıştır.  Yöneticiler kurulun önerilerini uygulayıp uygulamamakta serbesttir.

 

ETKB 1995 yılında bu değerlendirmeleri geliştirmek üzere 2 ktpe'nden fazla enerji kullanan, maden sektörü de dahil olmak üzere kamu veya özel sanayi kuruluşlarına yönelik olarak, tesis içerisinde bir enerji yönetim organizasyonu oluşturulması için tavsiye mahiyetinde önerilerde bulunmuştur:

1.) En büyük tüketiciler birer Enerji Kontrol Komitesi, küçük kuruluşlar ise birer Enerji Yöneticisi seçmek durumundadır,

2.) ETKB ya profesyonel eğitim sağlayacak veya bu kuruluşlarda yürütülecek eğitim için yetki verecektir,

3.) Bu kuruluşların yöneticileri enerji değerlendirmelerini 3 yıl içinde tamamlamak durumundadır ve sonuçlar ETKB'na sunulacaktır.

4.) Bu kuruluşlar, işletme sırasındaki enerji verimlerini iyileştirmek ve tesislerin genişletilmesi veya modernleştirilmesi sırasında bu hedefi gözetebilmek için benimsenen önlemleri ETKB ile birlikte almak durumundadır,

5.) Kuruluşlar sözkonusu önlemlerin sonuçlarını gözlemek ve tesis tarafından üretilen üç ana ürünle ilgili enerji tasarruflarının gelişimi hakkında ETKB'na yıllık raporlar vermek durumundadır.

6.) ETKB enerji tasarrufu alanında 250 mühendisin profesyonel eğitimini üstlenmiştir.  Güç sektöründeki enerji verimini iyileştirmek için ETKB, TEDAŞ ve TEAŞ elemanlarından oluşan bir DSM çalışma grubu oluşturulmuş olup, bu grubun  1997'de ETKB'na bir rapor sunması beklenmektedir.

7.) Hükümet ayrıca kojenerasyon projelerine finansal çekicilik kazandırmayı tasarlamaktadır. 1995 yılında yapılan bir inceleme, doğal gaza dayalı otoprodüktörlerin sadece 2143 Gws enerji üretmiş olduklarını göstermiştir.

 

Konut ve ticari sektörler:

Türkiye 1985 yılında yeni binalarda ısı izolasyonu ile ilgili zorunlu standartlar benimsemiştir.  Fakat yeni binalardaki ısı kayıpları 200 kws/m2 olarak tahmin edilmiş olup, ortalama Avrupa değerlerine göre yüksektir.  TSE bu denetlemeleri daha etkin kılabilmek ve AB denetimlerine uydurmak için yöntemler aramaktadır.  Bu yeni standartların 1997 yılında devreye girmesi beklenmektedir.

 

Odun, kömür veya fuel oil kullanan ısıtma kazanları ve sobaların, satılmadan önce ısı verimiyle ilgili birer sertifika almaları gerekmektedir.  Hükümetin ev aletleri için AB'nin minimum enerji performans standartlarını benimsemesi sözkonusudur.

 

Ulaşım sektörü:

ETKB tarafından yapılan bir inceleme, kitle ulaşım araçlarının enerji performansının iyileştirilmesi suretiyle ulaşım sektöründe %15'lik bir iyileştirme potansiyeli bulunduğunu göstermiştir.  Bu nedenle çeşitli önlemler düşünülmektedir:

1.) Hükümet modern lokomotiflerin sayısını ve elektrikli rayların uzunluğunu arttırmayı planlamakta, ayrıca DDY'nın işletme verimini arttırıp kayıplarını azaltmayı tasarlamaktadır.

2.) Ankara metrosunun ilk etabı Eylül 1996'da açılmış olup halen genişletilmekte, İstanbul'da bir diğerinin inşası devam etmektedir.

 

Eleştiri:

Türkiye'de enerji verim önlemlerinin uygulanmasından sağlanabilecek yararlar büyüktür:

1.) Enerji verimi iyileştirmeleri sanayinin rekabet gücünü arttırıp hanelerin enerji harcamalarını azaltır,

2.) Verim artışları tüketici gelirinin serbest kalan kısmını arttırır,

3.) İyileştirmeler enerji tüketimini, CO2 ve diğer kirleticileri, enerji ithalat ve bağımlılığını azaltır.

 

Özellikle elektrik, kömür ve petrolde pazar fiyatlarına yönelinmesi, genel enerji verimini yükseltmek için zemin oluşturabilecek, enerji talebindeki büyümeyi azaltıp verimlilik yatırımlarını teşvik edecektir.

 

Verimli ve kapsamlı bir vari tabanının oluşturulması çabaları, enerji tüketimini dürtükleyen faktörlerin daha iyi anlaşılmasını sağlayacak, hükümete yol gösterecektir.

Elektrik alanında kaynaklar şebeke kayıplarını azaltmaktan ziyade kapasite ilavesi için ayrılmış görünmektedir ve bu iki yaklaşımın kıyaslamalı maliyetlerine bakmakta yarar vardır. DPT’nin enerji yatırım kararları ve enerji verimliliği stratejileri ile daha yakın bir koordinasyona ihtiyaç vardır.

 

Enerji verimliliğini arttırmak için bazı sektörel önlemler de alınabilir:

1.) ETKB firma bazındaki enerji değerlendirmelerini yaygınlaştırıp firmaları sonuçlar hakkında bilgilendirmeli, diğer ülkelerdeki uygulamalardan haberdar etmelidir,

2.) Elektrik fiyat artışları, adil ve şeffaf şebeke ücretleri, bağımsız bir regülatör makamının kurulması, bu tür projelerin onay süreçlerinin açıklığa kavuşması kojenerasyonu teşvik edecek, bu alandaki sübvansiyon ihtiyacını ortadan kaldıracaktır.

3.) Merkezi ısıtma projelerinin karara bağlanmasından önce ısı talebi konusunda bir araştırma yapılmalıdır.

4.) Konut/ticaret sektöründe yeni, kapsamlı ve zorunlu yapı şartnameleri hazırlanmalı, yeni binalarla kapsamlı tadilatlarda uygulanmalıdır.  Özellikle, sahipleri tarafından çoğunlukla kiralandıkları için enerji verimi açısından yatırıma değer bulunmayan ticari binalara uygulanan standartlara öncelik verilmelidir.  Yapı şartnameleri ülkedeki iklim çeşitliliğine ve taşradaki inşaat yöntemlerine uygun hale getirilmelidir.  Enerji danışmanlığı hizmetlerine, mimarlar ve müteahhitler için profesyonel eğitime yönelik finansman da önemlidir.  Yapı izolasyonu için vergi indirimleri, uzun vadeli düşük faizli teşvik kredileri de düşünülebilir.  Son olarak da şartnamelerin denetimi kuvvetlendirilmelidir.

5.) Hükümet yerli ev aletlerini enerji verimi açısından etiketlemeli, bu etkinlik kamuyu bilgilendirme faaliyetleriyle desteklenmelidir.  AB deneyimlerinden yararlanmak suretiyle, kademeli olarak sıkılaştırılan minimum enerji standartları uygulanabilir.

6.) Ulaşım sektöründe, özellikle kentlerdeki kitle ulaşım yatırımları, kentlerdeki hava kirliliği ve trafik sorunlarının da hafifletilebilmesi açısından arttırılarak sürdürülmeli.  Bu sektördeki enerji verimliliğini arttırmak için ayrıca, halen mevcut olan periyodik emisyon denetimleri ve araç testleri, özellikle otobüsler için dikkatle uygulanmalıdır.

 

Enerji üretimi konusunda linyit alanında planlanan üretim artışları, tüketim konusunda ise, geçmiş eğilimlerden farklı olarak artması beklenen enerji yoğunluğu gözden geçirilmelidir.

 

Enerji verimliliği alanında öneriler:

Hükümet;

1.) Enerji fiyatlarının maliyetleri yansıtmasını sağlamalı ve sosyal amaçlarla fiyatlandırmadan vazgeçmeli,

2.) Yatırım kararlarında enerji tasarruflarıyla ilgili muhasebeyi iyileştirmeli ve yönetim içi politikaları daha iyi koordine etmelidir,

3.) Kamuoyunu enerji verimliliğinin yararları konusunda ve bunu başarmanın yolları hakkında aydınlatmak,

4.) Tüm büyük sanayi kuruluşlarını enerji verimlilik programına dahil etmek ve bu programın sonuçlarını dikkatle değerlendirmek, küçük kuruluşları da enerji tasarrufuna teşvik etmek,

5.) Kojenerasyonun gelişmesi için yönetim kolaylıkları sağlamak ve merkezi ısıtmayı gözönünde bulundurmak,

6.) Farklı iklimlere ve taşra koşullarına uygun, yeni yapılar veya kapsamlı tadilatlar için zorunlu yapı şartnameleri benimsemek,

7.) Ev aletleri için minimum enerji standartları belirlemek ve aletleri bu açıdan etiketlemek,

8.) Başta metropol alanlarda olmak üzere kitle ulaşım araçlarına yatırımları, arttırarak sürdürmek.

 

PETROL

 

Petrol Tüketimi:

1973-95 arasında petrol arzı yılda ortalama %4 artmış ve 1995 yılında nihai tüketim, 1994'e oranla %13.6 artarak 26 mtpe’ye ve nihai enerji tüketiminin %53'ten fazlasına ulaşmıştır.

 

1973 yılında petrolün elektrik üretimindeki payı %50'den fazla iken bu pay 1995'te, kömür, doğal gaz ve hidronun artışı nedeniyle %7'den aşağı düşmüştür.

 

1995 yılında en büyük petrol tüketicisi ulaşım sektörüdür.  1973'ten bu yana tüketim en hızlı bu sektörde artmış, 1973'teki 4.5 mtpe düzeyinden kalkıp 1995'te 11.1 mtpe’ye ulaşmıştır.  1995 yılında en büyük pay, kamyon taşımacılığının önemi nedeniyle, 5.8 mtpe ile otomotiv dizel tüketiminindir.  Toplam benzin tüketimi 1995'te 4.6 mtpe olup, kurşunsuz benzin tüketimi 1990-95 arasında 10,700 tep'den 172,300 tep'e çıkmıştır.  1973-95 döneminde otomotiv dizel tüketimi dört, benzin tüketimi ise üç kat artmıştır.

 

Türkiye; İtalya, Fransa ve İspanya'dan sonra Avrupa'nın dördüncü en büyük LPG tüketicisidir.  Doğal gaz tüketimindeki artışa rağmen, LPG tüketimi geçen on yıl içerisinde yılda ortlama %8 artarak, 1995 yılında 2.4 milyon tona ulaşmıştır ve bu tüketimin artmaya devam etmesi beklenmektedir.

 

ETKB tahminlerine göre toplam petrol tüketimi yavaşlayan bir hızla artmaya devam edecektir.  Sanayi ve konut/ticaret sektöründe petrol tüketimi artmaya devam edecek, fakat talep artışının büyük kısmını kömür ve doğal gaz tüketimi oluşturacaktır.

 

Kamu kuruluşları:

Petrol sektöründe dört şirket vardır: Üretim ve aramadan oluşan rafineri öncesi sektörde TPAO, rafineri işlemlerini yapan Tüpraş, petrol ürünlerinin dağıtıcı ve pazarlayıcısı olan Petrol Ofisi, petrol ve gaz ulaşımından sorumlu bulunan ve 1995 yılına kadar TPAO'nun bir alt şirketi iken, artık bağımsız bir KİT haline gelmiş olan BOTAŞ.

 

TPAO, Tüpraş ve Petrol Ofisi monopol olmamakla beraber en büyük pazar paylarına sahip iken, BOTAŞ yasal olarak tekel statüsüne sahiptir.

 

1990'ların başlarında hükümet Tüpraş ve Petrol Ofisi'ni özelleştirmeye karar vermiş ve 1991 yılında ilk aşama olarak Tüpraş hisselerinin %2.17'si halka satılmıştır.  1995 yılında özel sektör payı %3.59'a çıkmıştır.  Petrol üretimi, rafineri ve dağıtım alanlarında, küçük bazı özel Türk firmaları ve yabancı firmalar da aktiftir.

 

Petrol Üretimi, İthalat, Rafineri ve Dağıtım

Üretim:

1995 yılında petrol üretimi 3.6 mtpe olup talebin %12.2'ini karşılamaktadır.  Üretim 1990'ların başlarından itibaren azalmaya başlamıştır.  Petrol çoğunlukla, ağır ve yüksek sülfürlü petrol çıkan Güneydoğu alanlarında üretilmektedir.  Ülkenin kuzebatısında diğer bazı alanlar da vardır.   Jeoloji genellikle karmaşık olup üretim maliyetleri yüksektir.  Alanların doğal fakirleşmesi nedeniyle üretimin azalmaya devam etmesi beklenmektedir.

Rafineri öncesi sektörde dördü Türk olmak üzere 25 şirket vardır.  1995 yılında TPAO yerli petrolün %73'ten fazlasını üretmiş, onun ardından %16 payla Shell gelmiştir.  %7.4 de, TPAO ve ARRCO ile TPAO ve Shell ortaklıklarına aittir.  Aynı yıl Mobil-Dorchester %2.8 üretmiştir.  1996 yılında Shell ve Mobil Türkiye'deki arama ve üretim şirketlerini yabancı şirketlere satmışlardır.

 

İthalat:

1973-95 arasında net petrol ithalatı üç mislinden fazla, 1990-95 arasında da %30 artarak 1995 yılında 27.2 mtpe’ye ulaşmıştır.  1990 öncesinde en büyük sağlayıcı Irak iken, 1990 yılındaki BM ambargosundan sonra Suudi Arabistan ve İran'dan ithalat artmıştır.  Bu iki ülke 1995 yılı ham petrol ithalatının üçte ikisini sağlamıştır.  Petrol ürünü ithalatı artmış, ihracatı ise, rafinerilerdeki kapasite fazlalığının azalmasına paralel olarak azalmıştır.

 

Yerli üretimin azalması beklendiğine göre petrol ithalatının, talepteki hızlı büyümeyi karşılayacak biçimde artmaya devam etmesi gerekmektedir.

 

Rafinasyon:

Türkiye'de toplam kapasitesi 32 mt olan beş rafineri bulunmaktadır.  Tüpraş bunlardan Aliağa, İzmit, Kırıkkale ve Batman olmak üzere dördünün ve toplam kapasitenin %85'ten fazlasının sahibidir.  Mersin'deki Ataş rafinerisi Shell, Mobil ve Türk Petrol'ün ortak yatırımıdır.

 

Rafineri sektöründe, Kırıkkale rafinerisinin 1986 yılında tamamlanmasından bu yana fazlalık var iken, bu fazlalık talepteki hızlı artş nedeniyle erimiştir.  Rafinerilerin kapasite kullanım oranı 1988'de %75 iken, 1995'te %84.5'e tırmanmıştır.

 

Türkiye'deki rafineri kapasitesi diğer IEA ülkelerine oranla düşüktür.  Fakat Tüpraş 1986 yılında, rafinerilerinin kapasitesini arttırmak ve ürünlerinin kalitesini yükseltmek amacıyla 1.8 milyar dolarlık bir modernizasyon planı başlatmıştır.  Bu plan aynı zamanda kurşunsuz benzinle, kükürt düzeyi düşük motorin ve fuel oil üretimini de öngörmektedir.

 

DPT tarafından onaylanan planın finansmanı, uluslararası  kurumlardan gelen uzun vadeli kredilerin de katılımıyla Tüpraş tarafından sağlanmıştır.  Artan petrol talebi nedeniyle ETKB ayrıca, 2005'ten önce tamamlanması öngörülen 5 mt/yıl kapasiteli iki rafineri inşa etmeyi planlamaktadır.

 

Hampetrol boru hatları BOTAŞ'ın sahipliği ve işletimi altında olup, petrol ürünü hattı yoktur.  Ana boru hatları:

1.) Irak'tan Ceyhan'a uzana 71 mt/yıl kapasiteli iki boru hattı.  1990'da Irak'a karşı uygulanan ekonomik ambargo bu hatların kapatılmasına yol açmıştır.  Türkiye bu iki boru hattının beş yıl süreyle kapalı kalmasının maliyetinin 30 milyar dolardan fazla olduğunu sanmaktadır.  BM'in, Irak'ın altı aylık süreyle 2 milyar dolarlık petrol satmasına izin veren 986 sayılı kararı ile birlikte bu hatlar 1996 Aralık ayında açılmıştır.

2.) Batman alanlarından Dörtyol limanına uzanan 3.5 mt/yıl kapasiteli hat, (ayrıca Selmo alanından Batman rafinerisine uzanan 42 km'lik hat),

3.) Ceyhan'dan Kırıkkale rafinerisine uzanan 5 mt/yıl kapasiteli hat.

 

Dağıtım ve depolama:

1996 yılında Türkiye'de 13 dağıtım şirketi varken, ulusal dağıtım şirketi olan Petrol Ofisi'nin payı %50 civarında bulunmaktaydı.  Petrol Ofisi'nden sonra Mobil ve Shell ana dağıtıcıları oluşturmaktadır.

 

Petrol depolama üniteleri esas olarak Petrol Ofisi'ne ait olmakla beraber, bazıları yabancı olan pek çok diğer şirket de kapasite inşa etmekte ve bunlar ülkenin özellikle, en hızlı büyüyen ve ana tüketim alanlarını oluşturan Batı kesiminde yer almaktadır.

 

Politika ve Düzenlemeler

Rafineri öncesi düzenlemeleri:

Daha önce üretimlerini Tüpraş'a satmak zorunda olan yerli petrol üreticilerine 1990 yılında üretimlerinin %35 kadarını ihraç etme imkanı tanınmıştır.  Ham petrolün fiyatı hükümet tarafından, aynı kalite ham petrolün fiyatına göre ve ithal petrolün rafinerilere nakil maliyetini de hesaba katmak suretiyle hesaplanmaktadır.

 

Hükümet yerli arama ve üretimi teşvik amacıyla 1996 yılında üretimin %12.5'una karşı gelen imtiyaz vergisini (royalty) benimsemeyi düşünmektedir  Yeni vergi üretimle birlikte azalmalı ve küçük üretim alanları için daha düşük olmalıdır.

 

Petrol ürünü fiyatları:

Yerli ürün fiyatları 1989 yılında serbest bırakılmış olmakla beraber Tüpraş tarafından belirlenen rafineri sonrası fiyatların hükümetçe onaylanması gerekmektedir.  Petrol ürünü ve özellikle de motorin fiyatları bazen, TL'nin devalüasyonu veya uluslararası petrol fiyatlarında önemli artışlar gibi arttırılmalarını gerektiren durumları yansıtmamaktadır.  Örneğin 1996 yazında uluslararası fiyatlar arttığında hükümet Tüpraş'tan rafineri sonrası fiyatlarını arttırmamasını istedi.  Sonuç olarak, rafineri çıkışı ürün fiyatları uluslararası fiyatların altında belirlendi.  Dağıtım aşamasındaki ürün fiyatları pazarda belirlenmekte, fakat Petrol Ofisi'nin büyük pazar payı dolayısıyla diğer kuruluşlar, pazar paylarını kaybetmek istemediklerinden dolayı daha üst düzeyde fiyat belirleyememektedirler.  Bu şirketler istasyon başına düşen satışlarını arttırmak suretiyle maliyetlerini düşürmeye çalışmaktadırlar.  Ulaşım tarifeleri BOTAŞ ile boruların kullanıcıları arasında pazarlığa tabidir

 

Hükümet rafineri sonrası ve parekende fiyatlar için bir maksimum değer hesaplamak üzere bir fiyat formulü belirlemeyi düşünmektedir.  Bu formül uluslararası fiyatları, TL'nin dolara göre kurunu ve muhtelif arz masraflarını göz önüne alacaktır.

 

İthalat ve ihracat denetimi:

Ham petrol ve ürün ticareti 1989'da liberalleştirilmiştir.  İthalat lisansları, asgari depolama kapasitesine sahip olan tüm rafinerilere ve dağıtıcılara verilmiştir.  1996 yazında yerli ürün fiyatları dünya fiyatlarının altında iken Ataş, ürünlerini ihraç etmek için gerekli olan belgeleri almakta zorlanmıştır.

 

Petrolde Acil Durum Önlemleri

Türk Ulusal Acil Durum Paylaşma Organizasyonu'nun tesisi ve yönetimi için gerekli yasal yetki, Acil Durum Planlama ve Yönetimi ile ilgili Başbakanlık emrine dayalı olan ETKB İç Sirküleri'nden kaynaklanmaktadır.  Ulusal Korunma Yasası ve Ulusal Güvenlik Yasası hükümete acil durumlarda her türlü talep frenleme programını uygulama yetkisi vermektedir.  Gerekli görüldüğü takdirde hükümet ham petrol dışındaki sıvı yakıtların alımını, satış ve dağıtımını denetleyebilmektedir.

 

Akaryakıt Fiyat İstikrar Fonu (AFİF), 89/14264 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile kurulmuştur.  Bu karara göre tüm petrol ürünü ithalatçıları acil durumlar için, yıllık ithalatlarının en az 60 günlük eşdeğeri kadar ürün stoğu bulundurmak zorundadırlar.  Ayrıca 6326 sayılı Petrol Yasası'na göre, rafinerilerdeki kapasitenin inşası ve genişletilmesi için yapılan müracaatlara ilaveten, stoklama planları ve rafineri yeterlilikleri ve ülkedeki tüm petrol ve doğal gaz etkinlikleri ETKB'ndaki Petrol İşleri Genel Müdürlüğü tarafından incelenmek durumundadır.

 

1995 yılında 90 günlük bir taahhüte ulaşılması yönündeki bu son yasaya ilaveten 1995 Ağustos'unda da dağıtım firmalarına en az 10 günlük stok bulundurma yükümlülüğü getirilmiştir.  Bir altkriz durumunda IEA yönetimindeki bir stok eritme olayına katılmak açısından yasal hiçbir engel yoktur.

 

Petrol tüketimi ve ithalatındaki hızlı artışa rağmen Türkiye'nin acil durum rezervleri, ithalat günü sayısı ile ölçüldüğünde, önemli miktarda artmıştır.  1995 sonundaki acil durum stokları 90 günlük net ithalat hacminin üzerindedir.  1997 Ocak ayında ise 85 günlük net ithalat eşdeğeri düzeyindedir.

 

Transit Petrol

Türkiye Hazer petrolünün geçişi açısından büyük bir potansiyele sahiptir.  1995 yılında Novorosisk, Tuapse ve Odessa'dan gelen yaklaşık 60 mtpe Rus petrolü Boğazlardan geçmiştir.  Ayrıca Sovyetler Birliği'nin dağılmasından sonra Orta Asya ve Transkafkaslar’da petrol üretimi için birkaç ortaklık kurulmuştur.  Rezervler, üretim ve ihracat potansiyeli hakkındaki tahminler çeşitli olmakla beraber, gelecekteki ihracat düzeylerinin yüksek olacağı konusunda fikir birliği vardır.  Yeterli boru hattı kapasitesi inşa edildiği takdirde Azerbaycan ve Kazakistan'ın 1995'teki 10.5 mtpe’lik ihracatının 2010 yılında 120/140 mtpe’ye çıkacağı tahmin edilmektedir.

 

Azerbaycan'dan transit petrol:

Azerbaycan'ın bilinen rezervleri 1.5 milyar tpe düzeyde olup uluslararası konsorsiyumun üretiminin yılda 20-40 mtpe’ye ulaşması beklenmektedir.  Azeri petrol şirketi olan Socar ile yabancı şirketler arasında petrol arama ve üretimi için çeşitli anlaşmalar imzalanmıştır.  Esas anlaşma Azerbaycan Uluslararası İşletme Şirketi ('Azerbaijan International Operating Company-AIOC') ile imzalanmıştır.  Eylül 19944'te Azeri hükümeti ile bir şirketler konsorsiyumu arasında Şirag ve Ezeri alanlarından, Hazer Denizi'nin Azerbaycan bölümünü oluşturan Güneşli sahasının derin su kısmından petrol üretmek üzere bir anlaşma imzalanmıştır.  Sözkonusu şirketleri içeren AIOC bu anlaşmadan sonra kurulmuştur.  Muhtelif değişikliklerden sonra 1997 yılı başında katılımcıların hisseleri şu şekildedir: BP-%17.1, Amoco-%17, Pennzoil-%4.8, Itochu-%3.9, Ramco-%2.1 ve Delta-Nimir-%1.7.

 

Üretimin ilk aşamasının 1997 sonunda 4 mtpe/yıl olması ve tümünün Türkiye'de tüketilmesi beklenmektedir.  1997 başında üretim 10,000 v/g'dür.  Ekim 1995'te bu ilk üretimin iki hat arasında paylaştırılması kararlaştırılmıştır:

1.) Baku'dan başlayıp Rusya (ve Çeçenistan) üzerinden Karadeniz'deki Novorosisk'e uzanan 'kuzey' hattı.  Azeri petrolu daha sonra İstanbul Boğazı'ndan geçirilecektir  Baku ile Novorosisk arası 1400 km'dir.  Bu hat 1993 yılında tamamlanmış bulunan ve Rusya'dan Baku'ya petrol taşımakta kullanılmış olan 9 mtpe kapasitelik hattı kullanacaktır.  Novorosisk'te 30 mtpe/yıl kapasiteli yeni tesisler kurulacaktır.  Yatırım tutarının 56 milyon dolar olacağı tahmin edilmektedir.

2.) Gürcistian üzerinden Supsa limanına uzanan 'batı' hattı.  Baku-Supsa arasındaki mesafe 925 km olmakla beraber, Gürcistan üzerinden yeni bir boru hattının ve Supsa'da yeni tesislerin inşası gerekmektedir.  10 mtpe/yıl kapasiteli bu hattın gerektirdiği yatırımın 230 milyon dolar düzeyinde olacağı, fakat taşıma maliyetinin Baku-Novorosisk hattından daha düşük olacağı sanılmaktadır.

 

Üretimin ikinci aşamasındaki ‘esas petrol’ün Hazer alanından uluslararası pazarlara taşınması için daha fazla ihracat kapasitesine ihtiyaç vardır.  Şu seçenekler düşünülmektedir:

1.) Hazer ham petrolünün Akdeniz sahilindeki Ceyhan limanına ulaştırılması için iki hat düşünülmektedir.  Bu proje 'Hazer-Akdeniz ham petrol hattı projesi' olarak bilinmektedir.  Ceyhan terminali 120 mtep/yıl'lık bir kapasiteye ve süpertankerleri kabul imkanına sahiptir.  Hat Gürcistan veya Ermenistan ve Nahçivan üzerinden geçecektir.  Hattın planlanan kapasitesi Kazak petrolü için 20 mtpe/yıl ve Azeri petrolü için 25 mtpe/yıl olmak üzere toplam 45 mtpe/yıl, uzunluğu ise Baku'dan Ceyhan'a 1500 km'dir.  Türk hükümeti bu hattın, en ucuz maliyetli ve sınırsız tanker ulaşımına en kısa hattı oluşturduğunu vurgulamaktadır. Fizibilite ve Çevresel Değerlendirme çalışmaları Dünya Bankası tarafından finanse edilmektedir.

2.)  Diğer seçenekler arasında, Baku'dan kalkıp İran üzerinden geçen bir hattın inşası ve 'erken' petrol için tasarlanmış olan hatların geliştirilmesi vardır.

 

Kazakistan'dan transit  petrol:

Petrol ve gaz arama ve üretimi için çeşitli ortaklıklar arasında en önemlisi Tengizchevroil'dir.  Bu şirket Tengiz bölgesindeki petrol alanlarını geliştirmeyi amaçlamaktadır.  Chevron ve Mobil, gelecek 40 yıl içerisinde 20 milyar dolarlık bir yatırım gerektiren bu projenin esas yabancı ortaklarıdır.  Üretimin 1998 yılında 25 mtpe olması ve 2010 yılına kadar 50 mtpe’ye çıkması beklenmektedir.

 

Hazer Boru Hattı Konsorsiyumu ('Caspian Pipeline Consortium-CPC') 1992 yılında kurulmuş olup1997 başlarında Kazakistan'da petrol arama ve üretim faaliyetlerine katılan bir dizi önemli şirketi içermektedir: Rusya (%24), Kazakistan (%19), Cehvron (%15), Lukoil (%12.5), Mobil (%7.5), Rosneft (%7.5), Oman (%7), British Gas (%2), Agip (%2), Oryx (%1.8) ve Munigaz (%1.8).  CPC Tengiz'den başlayan ve Hazer Denizi'nin kuzeyinden geçip Novorosisk'te inşa edilecek olan yeni bir ihracat terminaline uzanan bir hattı tercih etmiştir.  Hat Çeçenistan'dan geçmeyecek şekilde değiştirilmiş ve Komsomolsk'tan Kropotkin'e uzanan bir hat üzerinde karar kılınmıştır.  Kazak ve daha sonra da Azeri petrolü için kullanılacak olan 75 mtpe kapasitelik hattın toplam maliyetinin 1.2-1.5 milyar dolar olacağı hesaplanmıştır.

CPC'nin devamı yönünde ana anlaşma Aralık 1996'da imzalanmıştır.

 

İstanbul Boğazı'ndan transit petrol:

Kazakistan ve Azerbaycan kaynaklı petrolün Karadeniz üzerinden ihracatının artması, bu petrolün yılda 120-140 mtpe'lik bir kısmının Bulgaristan, Romanya, Ukrayna ve Yunanistan'a yönelecek olmasına rağmen, İstanbul Boğazı'ndan artan miktarlarda petrolün geçmesine yol açacaktır. Bu boğazdan daha fazla transit petrol geçişini önlemek için çeşitli öneriler oluşturulmuştur.

1.) Türkiye, Ceyhan limanına uzanan bir boru hattı seçeneğini savunmuştur,

2.) İstanbul Boğazı üzerinden bir boru hattının inşası önerilmiştir.  Türkiye ve Azerbaycan'daki Batılı şirketler tarafından yaptırılan bir çalışmaya göre 25 veya 75 mtpe kapasiteli bir hat, 575 veya 1100  milyon dolara malolacaktır.

3.) Samsun'dan başlayıp Kırıkkale rafinerisi üzerinden Ceyhan'a uzanan 760 km'lik bir boru hattı diğer bir seçeneği oluşturmaktadır.  Kırıkkale-Ceyhan arasındaki yeni boru hattı eskisine paralel olarak uzanacak, toplam kapasite 40 mtpe ve toplam maliyet de 710 milyon doları bulaca